|
Kosmopolit Mikanos...
Mikanos
her tipte turistin hoşlanarak dolaşabileceği bir Cycladic adasıdır.
Harika plajlar, modaya
uygun butikler ve şık gece klüpleri bulabilirsiniz. Mikanos’da
gösterişli bir yerin altında köklü bir Yunan kültürü yatmaktadır.
Bu ada harika yel
değirmenleri ile mavi-beyaz yüzlerce küçük kiliseye sahiptir.
Denizin kenarında bir
masada oturursanız limanın ardında batan güneşi seyrederken huzur
alemine dalacaksınız.
Mikanos Yunanistan’ın en
ünlü adasıdır. Ulaşım kolaydır. Atina’dan yani Pire limanından
uzaklığı gemi ile sadece 5 saattir.
Ayrıca uçak ile ulaşım
hergün sağlanabilir. Kruvaziyer gemilerinin de uğrak yeridir. |
|
|
Kaldera
ve Fira..
Santorini’nin
jeolojik oluşumu çok ilginç olan bir adadır.
Adada en son 1956’da büyük
bir volkanik patlama olmuş ve bu volkanik patlamayla adanın ortasında
22 km’lik bir krater oluşmuştur.
İçi deniz sularıyla dolup
daha sonra da büyük Tsunamiler oluşmuştur. Tsunamilerin oluşmasıyla
adanın bir tarafı kırılarak Santorini Hilal biçimini almıştır.
Volkanik yapısı nedeniyle adanın kumları siyah renktedir.
Santorini sanki
iki ada gibidir. Bir bölümü krater bir ada olan Santorini Thira ve Oia
diye iki köyden oluşmaktadır. Kasabanın diğer tarafından Perissa ve
Kamari’ye gelen siyah kum sahilleri oluşmaktadır.
Santorini halen aktif
bir volkanik bölge durumunda olup dik bir tepenin başında yer
aldığından ulaşım ancak katırlar ve teleferik ile mümkündür.
Santorini’de
görülmeye değer yerlerinin başında estantik Fira kasabası gelmektedir.
Fira kasabası dar sokakları ile ün yapmış bir kasabadır. Muhteşem
manzaralı kafelerde ünlü Santorini şaraplarını tatmanızı öneririz.
Fira’ya ulaşım katır ve teleferik ile sağlanmaktadır.
|
|
|
Tarihi Rodos Adası
M.Ö 2000’e kadar bir tarihi olan
Rodos şehri eski ve yeni şehir olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır.
Yenişehir
modern binalar ve kıyıdaki otellerden oluşmakta, eskişehir ortaçağlara
ait duvarlar ve kaleler ile çevrilmiştir. Ortaçağın en popüler
şehirlerinden olan ve 6000 nüfusun yaşadığı Rodos ortaçağ duvarları
ile örülü 6 kapının içerisinde kurulmuştur.
Bu
kapılar sırasıyla;
Naval Sation Kapisi,
Aigos Ioannis Kapisi,
Agia Ekaterini Kapisi,
Epistle Paul Kapisi,
Ambosie Kapisi,
Agois Athanassios Kapisi.
Eski Şehir: Eski şehirde küçük sokaklarda
kuyumcular, hediyelik eşya dükkanları, minik restoranlar sıra sıra
dizilmiştir. Rodos’un sembolü olan Dünya’nın 7 harikasından “Akropolis
Dodekanese Colosseus” ve geyik amblemli hediyelik eşyalar hatıra
olarak alınabilir.
Bu da
el işlemeli yatak takımları ile ünlüdür. Rodos, meşhur St. John
şövalyelerinin en önemli adalarındandır. Şövalyeler adaya 1930’da
gelmiş ve Kanuni’nin adayı fethine dek adayı kontrol altında
tutmuşlardı.
Erken
islam mimarisinin en önemli eserlerinden Kanuni Sultan Süleyman Camii
yine eski şehir bölgesindeki en görkemli yapıdır.
Ancak
restorasyon sebebiyle şu an kapalı durumdadır.Yeni Şehir: Bu bölge
çeşitli uluslararası ünlü markaların butikleri ile doludur. Alışveriş
için ideal bir ortamdır.
LİNDOS:
Rodos’un eski bir antik şehridir. Daracık sokaklar, beyaz kerpiç
boyalı şirin evler, minik kafe ve butiklerle süslenmiştir. Sahil
şeridi ile ün salmıştır. Lindos’da dünyanın 7 harikasından biri olan
“Akropolis Dodekanese” burada bulunmaktadır.
Ada’nın diğer önemli bir merkezi de
“Kelebekler Vadisi” dir. Her yıl Haziran’dan Eylül’e dek süren mevsim
boyunca yumurtlayan kelebekler görülmeye değer güzelliktedir.
|
|
|
Minoan Uygarlığı'nın Başkenti...
Girit, Yunan adalarının en büyüğü ve en çok görülecek ilginç köşeleri
olan turistik merkezidir.
Doğusunda ve
batısında güzel sahil kasabaları, ortasında şirin dağ köyleri herkesin
beğendiği beldelerdir. Kuzeydeki Malia ve Aya Nicola kentleri plaj
merkezleri olup yabancı turistlerin rağbet gösterdiği yörelerdir.
Muhteşem
otelleri görünce kendinizi Miami’de gibi hissedebilirsiniz. Panaromik
manzaralar herkesin hayranlığını uyandırmaktadır. Girit adasındaki
Heraklion kenti büyük bir merkez olup en kalabalık kentidir.
Antik
Knossos Sarayına en yakın şehirdir. Chania ve Rethymnon şehirleri
batıda bulunur. Daha sakin ve tipik Akdeniz havası taşırlar. Eski
Venedik tarzı evler ilginçtir. 120.000 nüfuslu Heraklion’un trafik
gürültüsü burada duyulmaz.
Ayrıca pek çok restaurant ve otel
herkesin ihtiyacını karşılayacak çeşitlilikte bulunmaktadır. Her yerde
olduğu gibi en manzaralı kafeler en pahalı olanlardır.
Rethymnon ve Heraklion arasında yer alan 5. y.y. dan kalma dini bir
merkezde Akradion manastırıdır. Bu manastır 09 Kasım 1866 yılına kadar
sürmüş olan Osmanlı hakimiyetine baş kaldırışın bir sembolü olmuş
yüzlerce direnişin gizlice sakladıkları barutu patlatark manastırla
birlikte kendilerini de havaya uçurmuşlardır.
Manastır daha sonra inşa edilmiş olup görülmeye değer bir yerdir.
Şehir bir tepenin yamacına inşa edilmiş olup limana tepeden
bakmaktadır. Şehrin merkezinde Venizelos meydanı trafiğe kapalı olup
kafelerin ve restaurantların bulunduğu yerdir. Kenarlarındaki dar
sokaklarda yürüdükçe ilginç dükkanlar bulmak mümkündür.
Aya
Markos’taki restore edilmiş Venedik kilisesinde yaz aylarında
konserler verilmektedir. Girit Arkeoloji Müzesi çok zengin Minoa
Medeniyeti kalıntılarını bulundurmaktadır. Limanda da Venedikliler
tarafından inşa edilmiş ve şehri saldırılardan koruyan muhteşem bir
kale bulunmaktadır.
Şehrin her tarfında Venedik üslubu mimari
ile yapılmış binalara rastlamak mümkündür. Knossos sarayında bulunan
en ilginç kalıntıda güzel freskler ve dünyada ilk kez düşünülmüş
sifonlu tuvalettir.
|
|
|
Ege'nin Kabesi...
Bu ada Aziz Yahya’nın vahiylerini yazdığı ve Roma İmparatorluğundan
sürgünde bulunduğu sürece kaldığı yerdir. Kendisi Apocalypse
Manastırının yakınlarında bir mağarada yaşamıştır.
Aziz Yahya (St.
John) Manastırı adanın en yüksek tepelerinden birine inşa edilmiştir.
Paha biçilemeyen ikonlar ve el yazmaları o günden devrolan
servetlerdir. Patmos adası antik çağda önce Dorlar sonra da
İyonyalılar tarafından işgal edildi Mitolojide annesi Klimneatra’yı
öldüren Oneste’nin peşinden gelenlerden kaçarak Patmos adasına
sığındığı rivayet edilirdi.
Antik
Akropolün yükseldiği Kastelli tepesi İsa’dan önce 6. ve 4. y.y.larda
yapılmış kalın duvarlarla çevrilidir. Kalıntılardan anlaşıldığına göre
Kastelli tepesinde Apollo Mabedi, Baküs Mabedi ve Hipodrom
bulunmaktaydı. Eski çağlarda adanın koruyucu tanrıçasının Diana
(Artemis) olduğuna inanılır ve en çok onun anısına törenler
düzenlenirdi. Roma İmparatorluğunun idaresi altına girdiği zaman
gözden düştü ve sürgün adası olarak kullanıldı.
İsa’dan sonra 96 yılında Aziz Yahya (St.
John) İmparator Domitian’ın çağrısı üzerine Patmos’a geldi. Ve burada
vaaz vermeye başladı. Bu dönemde Patmos çok ün kazandı ve Ortodoks
dininin merkezi ilan edildi.
Aziz Yahya burada Apocalypse’sini yazdı
ve dünyaya yayıldı. Burada yer alan cümlesi şöyleydi; “ Ben Patmos
denilen bu adada yaşadım ve buradan peygamber İsa’nın çektiği şehitlik
acılarını vaazlarımla Tanrı’nın sözü olarak anlattım.”
Aziz Yahya bu adada bir mağarada yaşamış
ve buraya bugün “Apocalypses” adı verilmiştir. İsa’dan sonra 97
yılında Aziz Yahya tekrar Efes’e döndü ve yaşlanana kadar orada
yaşadı.
Kendisine ait bütün vahiyler daha sonra
Patmos’ta yaşayan Bizanslı Hristiyanlar tarafından derlendi ve bir el
yazması olarak yazıldı. 1088 yılında krallığın başkenti İznik’te
yaşamakta olan St. Christodoulos Patmos’a gelerek pek çok manastır
kurmuş.
Daha sonra Bizans kralı Alexiyos
Comminos’dan izin alarak adanın dini lideri oldu ve Patmos’un büyük St.
John manastırını yaptırdı. 1537 yılında ada Türkler tarafından işgal
edildi.
Ada halkı hiç karşı koymadan teslim
olduğu için Türkler kendilerine çok hoşgörülü davrandılar ve isteyen
mültecilerin hatta İstanbul’lu Rumların buraya yerleşmelerine izin
verdiler. Türklerin idaresindeyken manastır en yüksek eğitim
seviyesine ulaştı ve Yunanlıların bütün dini menkul varlıklarına
koruyuculuk yaptı.
Patmoslular Yunan İstiklal savaşı sırasında aktif rol oynadılarsa da
1832 yılındaki İstanbul anlaşmasına kadar Osmanlı idaresi altında
kaldılar. 1912 yılında diğer “Oniki Ada” gibi Patmos’da İtalyanlar
tarafından istilaya uğradı ve 1948 yılında Yunanistan’a ait olarak
istiklalini ilan etti.
|
|
|
Atina ve Akropolü
Şehrin merkezi Sintagma alanıdır. Sintagma’dan Akropolis’e ve Plaka
semtine yapacağınız gezi için sabah saatlerini seçmekte yarar vardır,
öğleyin dik güneş altında Akropolis’e tırmanmak akıl karı değildir.
Akropolis’e çıktığınızda biraz aşağıda duran ama girişi, başka
taraftan olan antik Irodion açık hava tiyatrosunu görürsünüz. Yolunuz
düştüğünde eğer müzik ya da tiyatro programı varsa bunu kaçırmamak
lazım. Diskocu gençler için Burnazi uygun, bir de Pire’de Mikrolimani
civarındaki kulüpler; ancak rebetiko meraklısı romantikler için yaz
ayları uygun değil. Çünkü kış aylarında açık olan bu tavernalar yazın
kapanıyor.
Atina en çok Akropolis ve çevresinde Atina’dır. Buraya sabah
çıktığınız gibi akşam üzeri de çıkmalı, şehrin ikindi ve sonrasında
aldığı rengi izlemelisiniz. Gündüz ağır yemekler yiyip bira içerek
yaşamı kendinize zehir etmeyin.
Temel mönüsü
giros(soğan, döner, domates ve mayonez içeren küçük bir dürüm),
suflaki (çöp şiş), döner, şiş kebap, kızartma, salata, cacık, zatziki
(bira), uzo ve şarap olan lokantalarda açlığı yatıştırmak daha
doğrudur.
Suflaki kesinlikle domuz etindendir, ne
yediğini bilmek isteyenlere önemli nottur. Yunan mutfağını tanımak
için yapılması gereken şey, bir taksiye atlayıp çok yakında olan
Psiri’ye gitmektir. Psiri mekan özellikleri bakımından özellikle
birinci sınıftır. Burada garides sağanaki (sahanda karides), burekaki
(börek) ve ille de kalamar yenmeli, özellikle de uzo marka olarak
istenmelidir. Psiri, Thisson ve Plaka’nın bulunduğu bölgenin adı
Anafiotika’dır ve bölge Anafi adasından gelenlerin bölgesi olduğu için
böyle anılır. Küçük evler ve dar sokaklar bölgenin karakteristik
özelliğidir.
Psiri önceleri bitpazarı imiş, zamanla
restore edilerek lokantacılığa mekan olmuş. Parlamento binasının
önünden geçip Kolonaki’ye doğru yürürseniz Benaki Müzesi’ne
gelirsiniz. Ama ziyaret saatleri ve günlerine denk gelmeniz şart.
Bütün müzelere pazartesi hariç gitmek mümkün, ama yine de istisnalar
olabilir. Şehrin doğusunda Akropolis’den daha yüksek ve alımlı bir
tepe vardı ve adı Likabetus’tur. Likabetus’un tepesinde lokantalar ve
kafeler ile Ayios Georgiyos Lubardiyaris Kilise’si vardır,
görülmelidir. Şehrin panoromik görünümünü izlemek için Likabetus’dan
daha uygun başka bir yer yoktur.
Deniz kenarındaki Atina daha çok sayfiye
kentlerine benzer. Glifa plajlarında denize girebilirsiniz. Şehrin
kardeşi Pire’ye gelince; burası gezip görülecek yerler içinde sayılmaz
ancak, Atina’ya gelen bir insan Pire limanını görmeden dönmemeli;
buradaki gemi kalabalığı özellikle deniz severler için iyi bir terapi
sayılır.Hatta zamanınız varsa yakın adalardan birine ( Egion veya
Paros gibi) günübirlik bir gidiş dönüş yolculuğu yapmanız yerinde
olacaktır.
Pire Liman’ında Dimetikon Theatron ( Halk
Tiyatrosu) yönünde yapacağınız kısa bir yürüyüş Pire’yi tanımanızı
sağlayacaktır. Pire’de yemek ve barınma gibi bir şeyi aklınıza bile
getirmeyin, burası şehrin öteki yüzü olduğu için görülmeli ve
dönülmeli, hepsi o kadar.
Atina’ya gidenler hediyelik eşyaların
fiyatına dikkat etmeli, eğer içki alacaklarsa herhangi bir marketten
satın almalı, gezme vakti olarak ya sabah erken saatleri ya da akşam
üzerini tercih etmelidir.
|
|